Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

İlk İş Günü

İlk günden işe geç kalmamak için en erken sen geldin değil mi?

Tabii ki kimseyi tanımıyorsun, hem de içerisi biraz tenha mı ne? Şirketi mi taşıdılar?

Bu bir karikatür değil miydi?

Şimdilik, biraz olsun çaycı yakınlık gösterdi, onunla da mülakatta merhabalaşmıştın.

Önce İnsan Kaynaklarına uğrasan iyi olur. İnsan Kaynakları geç gelir genelde, yok yok geç gelmez, geç kabul eder aslında. Bağlı olduğun/olacağın müdürün keza en geç gelecek; kısa bir hesaplamayla sıkıntılı bir 45 dakika seni bekliyor gibi.

Biraz telefonunla oynarsın; öyle oyun falan değil, sosyal medya diyelim. Hem çay da var, belki sigara 20-25 dakika geçer. Bu hesabı yaparken bir 5 dakika geçmiştir değil mi? Bak saatine.

Yok 2 dakika ancak geçmiş. Ya sigarada karşılaşırsan müdürle -nolcak yaaa- neyse, yoksa birimine mi gitmelisin? Waaay çok cesursun. Ne diyeceksin ki “ben bugün bu birimde işe başladım“, -abi beni de oynatsanıza- der gibi; olmadı olmadı, sen bir çay daha iç hele…

Herkeste sana bakıyor değil mi; yoksa sana mı öyle geliyor. Ben söyleyeyim, herkes sana bakıyor. Yok, ne çok güzelsin, ne dünya yakışıklısı.

Yenisin yeni.

Çaycı da mı garip garip bakmaya başladı ne? Yok canııım, anlat ona, zaten konuşmaya yer arıyordur. Şirket arasına almaz pek onu, oysaki çok iyi adamdır.

“Nasılsın abi?” deyip girdin konuya. Susmayacak gibi ama olsun, ses korkuyu azaltır. Evde tekken bile seyretmediğin televizyonu açardın ne de olsa; ses olsun diye.

Demek, iki tane de çocuğu var daha okula başlamayan.

“Allah bağışlasın” bu da bitti. Keşke isimleri ne falan deyip uzatsaydın, uzatsa mıydın?

Yok böyle iyi.

İlk “hayırlı olsun”u aldın, hadi iyisin. Hem bu sana bir özellik daha kazandırdı. Artık en çok merak eden ya da yakın zamanda aynı sıkıntıyı çeken biri, belki de en empatiği sana gelecek, odadan çıkmadan önce. Bir bilemedin bir buçuk dakika sonra gelecek yanına.

Geldi, gelecek, gelmeli…

Gelmedi.

Tüm bunlar olurken tabii ki herkese selam ver, başınla al selamlarını. Yok yok düşündüğün kadar kötü görünmüyordur.

Artık bundan sonraki özellikle 3 gün için şirket çalışan sayısına göre onlarca belki de yüzlerce mülakata gireceksin. Hepsiyle tekrar tartılacaksın, tekrar sınanacaksın. Bunlar emin ol işe giriş mülakatından daha zor geçecek. Özellikle varsa çağrı merkezi birimi, oraya karşı hep dikkatli ol, tüm haberler burada hazırlanır ve yayına verilir. Bu rüzgarı yanına alırsan CEO olamasan da ayağın kaymaz en azından.

Hah İK’da geldi, müdürün de aynı anda girdi içeri. Yoksa aralarında bir ilişki mi var –sende hemmen benimsedin şirketi bea– sanmam ilk günden karar verme daha ilk günün ne de olsa. Neyse, kısa bir turla şirketi de tanıdın, masana bilgisayarına ve kimsenin sevmediği kalemleri bıraktığı kalemliğine ulaştın sonunda. Veee kimsenin istemediği yere sahipsin, yani bilgisayar ekranın müdüre bakıyor hatta belki de tuvaletin yanındaki masadır.

Dosyalara baktın, eski arkadaşlarınla yeni mailini paylaştın, bazı tanıdıklardan çiçek geldi, bir sevgilinden/eşinden gelmedi değil mi? O hep en geç gelir. İş devralacağın kişi geldi yanına, şimdi biraz oyalan, öğleden sonra bakarız beraber dedi. Emin ol 3 gün sonra ancak anlatacak, o da çok kısa olacak; işi kavramaya başladığın dönem geldiğinde de asıl ihtiyacın olan cevapları vermeden ayrılacak.

En kötüsü bunlar da değil. İlk öğle yemeğine seni çağıran kişi emin ol ki bir daha asla yemeğe çıkmak istemeyeceğin insan olacak. Ama bu ritüel iki hafta sürecek.

Ve akşam çıkılacak ve evde ilk gün kritiği yapılacak.

“Nasıldı ilk günün?”

“İyi wallaaa, çok iyi geçti, iyi bir firma, çalışanlar da iyi, çok yardım ettiler”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir