Fast Good

Sabahın köründe gir AVM’ye. AVM 10:00’da açılacak ama sen 8:30-9:00 arası olmalısın orada. Herkes kapıda “Kahvaltı! Kahvaltı!” diye isyan ediyor sanki.

Bazı rengi kaçmış/karışmış giysilerini giyip geldin mi bankonun önüne; ilk müşterilerin mağaza çalışanları. Onlar da senden farklı değil hani, saat 10:00’da kimse bulaşık makinesi ya da smokin almaya koşmuyor hatta hatta fanusta japon balığı.

Ama işte o mağaza çalışanları bir başka sıcak geliyor sana. 09:30 ta baban gelse” 10:00’da açılıyor” dersin. Ama o çalışanlar da emekçi, o da çekiyor senin gibi. Fazladan patates, biraz kaşarı da fazla tost, yağını her tarafına dağıt (ne kadar, ne yapabiliyorsan) müşterine amade.

Sana böyle başlıyor sabahın erken saatleri; yüzünde “akşam olsa da yatsak”, sesinde “gene ne istiyorsun?”, emekçi Küba esintileri ile güne başlıyorsun.

Sonra 11:00’e kadar ciddi bir boşluk tabii AVM’de durmak olmaz; git mağazalara el broşürü ver, çalışanlara günün menüsü sıkıştır, istediğin telefon kılıfı geldi mi bak, çocuklara şirin görünmek için maskot ol, arkadaşların dalga geçsin, çocuktan dayak ye ya da ağlasın, anne/babaların -sen ne kadar iğrenç bir şeysin- bakışlarına maruz kal. Sen seviyorsun ya böyle giyinmeyi, bir tür kahramansın sen maske takan.

Bugün olası müşteriler tarafından yapılacak taarruz ve müdafaa için kendisine müdür diyen asosyal iletişimsiz bir karakterden iletişim dersi al, dün kırdığın bardağın maaşından (yemez o da, priminden ancak) kesileceğini öğren, bu “ilk olsa sorun değil”i dinle, “dikkatsizsin, işini severek yapmıyorsun”, -kim sever ki; sevene ne denir, o da mı insan?

Neyse, saat oldu mu 12:10, gerçek savaş asıl şimdi başlıyor. Artık soslar havalarda, zeytinler yerlerde; önce aman elim değmesin, üstüm pislenmesin, kim yıkayacak, yıkadıkça çekiyor, rengi açılıyorlardan 7-8 dakika sonra amaaaaan olan olmuş, boşveeeeeri, mode on.

Genelde 13:00’te azalmaya başlayan savaş 14:00’e kadar azalarak devam eder. Öğle yemeği saatini kaçıran tezgahtarlar da 14:00 gibi gelebilir. Ticket’ının yettiği yemeği seçmede destek olunur yoldaşlara. Bundan sonra sadece 1 kahveyle 5 saat oturanlarla, kahve alıp içemeden arkadaşı gelenlerle geçer. En sıkıntılı olanları hayatına yön verecek bir karar alması gerekmiş gibi davranan kahve istekleri;

“ıııııııı kafeinsiz, ııııııııııı soya sütlü, ııııııııııı vanilya atılsın ama karıştırılmasın, hafif sallansın, ııııııııı evet buz ama kırık buz, ıııııııııııııııı short boy” yani böyle değilse hayatta ağzına sürmez, böyle büyüdü o, evde böyle yapıyor, annesi o küçükken içeceğine koyduğu balı/pekmezi karıştırmadı, salladı annesi.

Her şeye rağmen, günün en güzel saatinde o kız/erkek gelir. En güzel, o geldiği içindir, yoksa günün güzel saati olamaz ki. Ve o an sana ihtiyacı vardır, o an için onun her şeyisindir. Sana doğru yaklaşır ve o mükemmel gülümsemesi ile sana “bir burger menü” der, “geçen sefer o tavsiye ettiğin sos’tan da verir misin, enfesti”. Ama o nasıl bir “enfesssssti” demek, artık o enfesti senin gecelerini süsleyecek. Neye yorarsan yor, dedi mi bir kere sana, artık gerisi yalan.

Normalde seninle hayatta konuşmayacak biri olabilir, muhatap olmayabilir ama bugün sana ihtiyacı var, hatta senin tavsiyene ihtiyacı var, senin tavsiyeni beğenmiş bir kez. Beğenmiş tavsiyeni, düşünce yapını, aklını, hayat tecrübeni, düşüncelerini, karakterini, seni beğenmiş neredeyse. Bugün tavsiyeni seven yarın öbür gün nelere enfesti demez (:

18:00’de çıkacak mısın? Ne yazık ki, zaten eksik kadro ile çalışıyorsunuz, sana izin veremez sevgili yöneticin. Yoksa kesinkes verir.

Ne? Satış mı az? Yahu bunu kim yer? Ben yaptığımı yemiyorum ki, para verip yiyeyim.

Veee 19:00 sonrası akşam yemeği artabilir, tabii ki buluşma anları tabii ki bunlar. Bir kısım sıkıntı da bu, mahalleden beleşe gelen arkadaşlar. Yapmak ayrı dert, yapmamak ayrı, ilgilensen ayrı, ilgilenmeyip işini yapsan ayrı. İşin bir de ben buradakilerin şefiyim imajın olmalı. Yoksa “ula o sümsük senin üstün müüü“, -sanki kendi ne? Bunu sana diyen avare avare dolaşan, işi olmayan mahlukat; etrafındakileri ezerek kendini yücelten müsfette. Bu arada savunduğun kişi de şu Müdür olmamalıydı…

Tüm bunlardan sonra eve git, yıkan, elbiseleri yıkaması için annene ver, o da muhakkak ya çok sıcak ya da çok renklilerle yıkasın da gene işten laf ye.

Ertesi gün başlasın ve sen o özel saat gelsin diye bekle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir