Erik Ağacına Bakmak

Çok iş değiştirdim. Hoş iş bulamadığım zamanlar da oldu; çok olmasa da oldu. Yaptığım her işi sevmeyi, her işi sahiplenmeyi öğrendim. Herkese olan bana da oldu, iş bulunca diğerleri de aramaya başladı; erik ağacına bakmak gibi.

Son zamanlarda ise daha önce hiç aklıma gelmeyen bir düşünce büyümeye başladı içimde. Acaba yanlış mı anlaşılıyorum. Aslında bu da tam değil. Yanlış anlaşılabilme ihtimalim var mı. Evet, bu daha doğru. Ticareti bilirim. Ama ne üç kağıtçıyım ne de emperyalist. Herkes kadar, sen kadar geçinmeye çalışıyoruz işte (:

İkinci, yeni, günümüze daha uygun bir Anayasa ya da Cumhuriyet’in gerektiğine inanıyorum. Ama ne Vatan hainiyim, ne Kemalist düşmanı ne Ergenekoncu ne de Fetöcü. Darbenin ülke için zararlı olduğuna, kuralların ya da dinin gerekli olduğuna inanırım ama Allah ile aram öyle can ciğer kuzu sarması da değildir.

Allahsız;
Her halde bana yakıştırılabilecek en argo yaftalardan bir tanesi. Çevremdeki herkes beni bilir; din işleriyle aramın genellikle iyi olmadığını. İmamlık gibi bir görevim ya da niyetim olmadığı sürece sorun teşkil edeceğini düşünmüyorum. Siyasete girmeyi düşünüyorum, bunun sanki bir sorunmuş gibi lanse edileceğini de. Oysaki şehirlerin ya da Türkiye’nin Belediye başkanları, Valileri ya da Milletvekillerinin Allah ile ne alakaları var anlayamadığım bir konu. Camiye imam seçilirken aday olmam o kadar. Daha çok Bismillah diyene oy veren bir ülke olarak ne ile yönetildiğimizin hala Demokrasi ya da Cumhuriyet olarak en büyük kanunların yer aldığı Anayasa da yer alması da iç çatışmalarımızdan bir tanesi. Sanki bu liderlerimizi Allah ile araları iyi olduğu için eski dinler de olduğu gibi seçiyoruz. Ha, herkesin dinine saygım vardır. İsteyen darılsın/darılmasın, bu benim düşüncem. Müslüman’a olduğu kadar Hristiyan’lara ve diğer dinlere de. Okulda ya da devlet dairesinde Türban’a karşı çıktım ama sosyal yaşantılarında kullananlara gık’ım çıkmadı. Bu benim doğrum, benim hayatım. Fikrimi söylerim, dinleyen dinler, dinlemeyen dinlemez. Herkes gibi ben de kendi doğrularımla yaşadım.

Komünist, Anarşist;

Sanırım üstüme gelinebilinecek ikinci konu da bunlar. Yönetilme biçimimizde yanlış bulduğum konular var. Daha insan gibi yaşamak için istediğim, düşündüğüm konular bunlar, fazlası değil ama abartılır mı; rahat. Bunun için ne mi yaparım; mesela burada yazarım, Facebook’ta trajikomik videosunu eklerim, msn iletime yazarım (sanki yetmiş milyon okuyor), üniversitedeyken eylem yaptığım (rektörlüğün önünde oturmuştuk bu da o yani) gibi belki 1 Mayıs’ta yürürüm (eşimle Beyoğlu’nda bir kafede çay içmiyorsam sorun yok gibi, onları tokatlıyorlar nasılsa). Anlayacağınız ne devlete karşıyım ne de hükümete, doğru insanlarla yönetilmek istiyorum. Apartmanımda yöneticiden beklediğim, beraber çalıştığım kişilerin benden beklediği, benim de benim ya da senin, en doğrusu çoğunluğun seçtiği kişilerden beklediği gibi.

Kürt bu, PKK’lı;

Bu kelimeyi duyan ya da okuyan çoğu kişi hemen Vatan Millet Sakarya duruşunu alıyor. Hele bir sakin olun. Annem ve Babam Kürt, üstüne üstlük bir de Alevi’ler (sen bölücülüğe bak). Doğal olarak ben de Fransız olmuyorum. Her ne kadar büyüklerim özellikle ilkokul ve ortaokulda sakın ha kimseye söyleme dese de çevremdeki bazı arkadaşlarımla paylaşmışlığım oldu. En salak saçma sorulara cevap ta verdim (salak saçma gereksiz oldu pardon, ben bunlarla büyüdüm onlar nereden bilecekler). Üniversite başında da söyleme dediler ama ben daha fazla kişiyle paylaştım; inattan değil, üniversitedeydik ya. Herkes özgür düşünceli, özgür iradeli insanlardı ya da bir iki seneye olacaklardı. Geleceği biz kuracaktık ya (üstünden on yedi sene geçti biz hala aynı adamları seçip durmamıza rağmen). Sonra uzun bir süre “sakın ha” sözlerini duymadım. Ta ki sene başına kadar, gene başlandı. Ben de artık kimseye demeyeyim dedim; bir yazayım, dememe gerek kalmasın (:

Ne diyordum, Askere gittim, görevden de kaçmadım Eğitim Çavuşu oldum, 3 takım eğittim ama dağa çıkmayı düşünmedim. Kürdistan kurulmasına karşıyım, kurmak isteyenin ben de karşısındayım. Fakat Kürtçe müzik dinlediği, söylediği ya da konuştuğu için dayak yiyen göz altına alınan ya da öldürülen o kadar kişiden sonra devletin bu kadar geç (avrupa birliğine girme isteği olmasa aynen devam ederlerdi) alınan televizyon kanalı vs’i de kınıyorum. Ayrıca, bazı haklar verilse mi laflarına “vay bunlar da vatan haini çıktı” diyenleri de kınıyorum. Herkesin istediği özgürlük, insanca yaşama isteği. Çocuğum olunca Kürtçe isim koymak isteyebilirim. Neden mi otantik, etnik, hoş, çekici ve bir de sana ne. Ben senin çocuğunun ismine karışıyor muyum?

Şu haberi gazetede okuyordum, yazan yorumlara gülmemek elde değil. Biri diyor ki, “çok fazla oldular”, lafa bak ya, nasıl bir şey isterler değil mi onlar bu ülkenin vatandaşı değil bilmem kaçıncı sınıf, Kurtuluş savaşında sadece senin babanın babasının babası öldü, onunki ölmedi; başka biri diyor ki, “bakalım şimdi ne isteyecekler”, yok İstanbul’u isteyecekler, biri de “o zaman Lazlara, Çerkezlere vs’e de bu hak verilsin”, yahu verilsin amaç Kürtleri ön plana çıkartmak değil; olursa buna da karşıyım. Amaç özgürlük, nasıl yaşamak istediğin nasıl yönetilmek istediğin; bu yüzden oy kullanıyoruz. Bunlara rağmen yarın beni içeri alsalar; bölücü örgüt üyesi ya da vatan hainliğinden; tanımayanlar bilmeden sövecek, bu yazıyı okuyanlar ya da tanıyanlar bile kılını kıpırdatamayacak. Beni her şey ile suçlayabilirler, sadece insan sevgisi ile suçlanırsam “Suçluyum Hakim Bey” diyeceğim.

 

Hayat nasıl biliyor musunuz?

Bir Erik ağacına bakmak gibi…

Yaz’ın başında mahallesinde bilindik Erik ağaçlarına bakanlar Erik göremez. Sonra daha dikkatli bakmaya başlarlar, bir süre sonra sadece bir tane görür. O bir taneyi gördükten sonra ağaçtaki yüzlerce Erik gözler önüne serilir. Bakmayı bilmek için önce doğru bir taneyi görmek gerek. Yanlışlarla kıyaslarsanız doğruyu hiç bulamazsınız.

Herkes yürürken, koşarken araba kullanırken etrafına bakar. Kah çarpmayayım diye, kah tanıdık görmek umudu ile kah tanıdık kimse çıkmasa bari diye.

Erik ağacı da çoktur ama herkes bilmez. Ben yaprağından tanırım eriği, ağabeyim ise Erenköy’deki Erik ağaçlarının neredeyse haritasını çıkartır. Ağaca bakarken bulurum eriği. Tıpkı çevremde adam olan, nadir insanları bulduğum gibi. Bazısını olgunlaşmasını beklemek lazım kah konuşarak kah olduğu gibi bırakarak, bazısına ise dönüp bakma hiç. Ben gördüm onları, konuştum, sevdim. Papaz erik’i olanlar da oldu, çürüyüp gidenlerde; hele birkaçı vardı ki çok sevdim.

Bakalım, siz fark edecek misiniz Erik ağacını.

Ağacı bulanlar ise eriği görecekler mi.

Bir tane bile görenler, bizi bulacaklardır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir